Merhaba,
Bazı arkadaşlarım, tüm yazışma ve bilgilendirmelere rağmen, internete erişmedeki sorunlar ve iş yoğunluklarından dolayı, yapılan gönüllü çalışmalar ve bu çalışmalara olan maddi-manevi katkılardan haberlerinin olmadığını ifade ettiklerinden, yapılan çalışmalar hakkında tekrar bilgi vermek gereğini duydum.
İlgileriniz için şimdiden teşekkür ediyorum.
Engelli çocuklarla olan gönüllü çalışmalarımın bugün geldiği nokta, aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır.
1. Haftanın 4 gününü otistik ve zihinsel engelli çocuklarla yaptığımız gönüllü çalışmalarla geçiriyorum..ikisi MEB lığına bağlı 5 ayrı okul ve kurumda yüzme-müzik ve fotoğraf çalışmaları yapıyoruz..bu çalışmalarda benim gibi gönüllü olarak çalışan bir de fotoğraf sanatçısı arkadaşım vardır..
2. Bu çalışmalardan ilki Gazi Üniversitesi havuzunda yüzme dersleridir..haftada bir gün otistik çocuklarla havuza gidiyoruz..
3. MEB lığına bağlı iki ayrı okulda fotoğraf çalışmaları yapıyoruz..biri ilköğretim diğeri lise düzeyinde olan bu okullardaki tüm öğrenciler zihinsel engelli çocuklardır..bunların arasından -her iki okulda da- fotoğraf çekecek düzeyde olan 14 er çocukla farklı mekanlarda fotoğraf çekimleri yapıp sergiler açmaktayız..
4. Özel okullarda ise yine ağırlıklı olarak fotoğraf çalışmaları yapmaktayız.. fotoğraf çekmek, sonucu en çabuk alınan aktivitelerden birisidir..bu nedenle çocukların ve ailelerin ilgisini çekmekte ve artan bir talebe maruz kalmaktadır.. ayrıca çocukların sosyalleşmesinde büyük katkı sağlamaktadır.. günlük yaşamlarında agresif davranışlar gösteren hiçbir çocuk fotoğraf çalışmalarında taşkınlık yapmamaktadır.. bu da onlar için bir tür terapi olmaktadır..
5. Bu aktivitelerin dışında 5 i üniversite, 1 i lise öğrencisi olmak üzere 6 öğrenciye her ay 150-200 lira arasında burs vermekteyiz.. burs için 16 arkadaşımız her ay, 25-75 lira arasında ödeme yapmaktalar..
6. MEB lığına bağlı okullardaki aileler tahmin edemeyeceğiniz kadar fakirler.. bu olgu, bilimsel bir sonuç olmamakla birlikte zihinsel engelli çocuklara en alt gelir grubuna sahip ailelerde daha yoğun rastlanmaktadır.. bu ailelere ve özellikle ilköğretim düzeyindeki okula katkı olması bakımından, bugüne kadar yaptığım çağrılara cevap olarak;
• 6 arkadaşım ortalama fiyatları 200 lira civarında olan fotoğraf makinesi hediye ettiler..okullardaki çalışmalara bu makinelerle gidiyoruz.. (benimkiler dahil toplam 11 makinemiz var)
• İstanbul’daki TEB grubundaki arkadaşlarım kırtasiye desteğinde bulundular..
• Yine İstanbul’dan iki arkadaşım toplam 500 lira para yardımında bulundular..
• Ankara’dan bazı arkadaşlarım kırtasiye, ikinci el giysiler ve oyun CD leri temin ettiler..
• Bazı arkadaşlarım, minik katkılarla bile olsa, yaklaşık 500 lira para gönderdiler, bu parayla GÜNIŞIĞI adlı kurumdan sınıflarda kullanılmak üzere eğitim setleri-araçları satın aldık..
• Bazı arkadaşlarım iş saatlerinin dışında zaman ayırabildikleri ölçüde, bana fiili yardımda bulunmaktalar..
• Tüm bunlara katkı sağlayan arkadaşlarıma tüm kalbimizle teşekkür ediyoruz..
7. NELER YAPILABİLİR :
• Elinizde bir ikincisi varsa, eski dijital makinelerinizi bize verebilirsiniz, zira halen makine eksiğimiz var..
• Her tür kırtasiye yardımında bulunabilirsiniz..
• Kullanmadığınız 7-15 yaş arası çocuklara uygun giysilerinizi/ayakkabılarınızı/ botlarınızı verebilirsiniz..
• Kalem pil desteğinde bulunabilirsiniz..
• En önemlisi parasal destekte bulunabilirsiniz..harcanan her kuruşun fatura/fiş/dekontu adresinize gönderilecektir..
• Bu amaçla ister yıllık olarak öğrencilere verilen burslara, isterseniz okullara alacağımız malzemelere katkıda bulunmak üzere para gönderebilirsiniz..isteyen arkadaşlarıma hesap numarası gönderebilirim..
8. Yukarıda saydığım, bugüne kadar yapılan yardımların çok önemli bir kısmını ve burs paralarını ağırlıklı olarak dalış grubundaki arkadaşlarım sağlamışlardır/sağlamaktalar.. hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.. dileğim aynı duyarlılığın, başta meslektaşlarım olmak üzere, tüm arkadaşlarım tarafından gösterilmesi..
9. SON OLARAK; bu yazıyı yazmakla işi biraz çingeneliğe döktüğümün farkındayım.. ama gönül umduğuna küsermiş..umduğuna dert yanarmış..
Hepinize sağlıklı, keyifli bir hafta diliyorum..
Nazmi Alacadağlı
2012-01-23
2011-04-28
NEVROTİK KİŞİLİKLER
(Aşağıdaki yazının hazırlanmasında Karen Horney’in “Kendi Kendine Psikanaliz” adlı kitabından yaralanılmıştır.)
Çocuklar, doğdukları andan itibaren, her koşul altında çevrelerinden etkilenmeye açıktır. Önemli olan bu etkilerin çocuğun gelişimine olumlu katkılarda bulunmasıdır. Ancak yaşanan gerçekler, toplumumuzdaki kültür ve birikim farklılığının ileri boyutlarda olmasından ve toplumsal homojenliğin azlığından dolayı, çok çeşitli olan bu etkilerin, daha çok çocukların yetişkinlik yaşamlarını olumsuz etkiledikleri şeklindedir. Kaldı ki, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, hamilelik döneminden itibaren anne adayının ilgili devlet birimleri tarafından bilimsel anlamda takip edilmesi, ideal bir hamilelik sürecinin geçirilmesi, uygun bir beslenme tablosunun uygulanması, vb. önerilerde bulunulması da söz konusu değildir bizim ülkemizde.
Bunun sonucunda çocuk olumsuz birçok çevresel etken tarafından kuşatılmakta, bunlara karşı geliştirdiği ya da geliştiremediği savunma mekanizmaları sonucunda farklı nevrotik eğilimlere sahip olmaktadır. Nevrotik eğilimler derken kastedilen şey, sosyal olaylar karşısında takındığımız, bir tür davranış refleksleridir.
Kesin olan birinci gerçek, hiçbir sağlıklı anne-babanın çocuğunun kötülüğünü istemeyeceğidir. Ancak anne-babalar tüm iyi niyetlerine karşın, toplumsal yapımızdaki hakim kimi eğilimlerden ve otoriteye yatkın olan yönlerimizden dolayı, çocuğa mutlaka baskı uygulayarak büyütmekte, bu baskıya da aile terbiyesi ismini vererek bir tür savunma yapmaktadırlar.
Çocuk yetiştirme kültürümüze baktığımızda; çocuğa doğduğu andan itibaren;
• Boğucu bir sevgi uyguladığımızı,
• Buyurgan yapımızla zaman zaman çocuğu yıldırdığımızı,
• Anlamsız bir yüceltme uyguladığımızı,
• Herhangi bir seçim söz konusu olduğunda, DİĞERİNE KARŞI bizim tarafımızı tutmasının zorunlu olduğunu,
• Mutlaka çok başarılı olması gerektiğini,
• Aslında onun çok zeki olduğunu ama yeteri kadar çalışmadığı gibi argümanları sık sık duyarız.
Bunun sonucunda zavallı çocuk,
• Kendi varoluş hakkının bütünüyle ailesinin beklentilerinin gerçekleştirilmesinde,
• Onların değer ölçülerini ya da kendisi için besledikleri hırsları yerine getirmesinde,
• Saygınlıklarını artırmasında,
• Onlara körü körüne tapınmasında yattığına inanmaya itilmiş olabilir.
Elbette ki bunun sonucunda; çocuk, kendisinin de kendi haklarıyla ve kendi sorumluluklarıyla bir birey olduğunu algılamaktan alıkonmuş demektir. Aile ve çevrenin uyguladığı bu etkilerin çoğunlukla gizli ve örtülü olması bunların olumsuz etkilerini azaltmaz.
İşte tüm bunlar bir araya geldiğinde karşımıza çıkacak olan tablo aşağıdakilerden birisi olacaktır.
Sanırım burada büyük bir dürüstlükle, bizim neslimizin anne-babalarının da bu konularda eğitimsiz olduklarını, bizim de o sözü edilen ÇOCUKLAR gibi yetiştirildiğimizi kabul etmemiz gerekecektir..
1. Nevrotik sevecenlik ve onaylanma ihtiyacı:
• Başlarının beklentilerini yerine getirme,
• Ağılık merkezi bireyin kendi içinde değil, başkalarında yatar, önemli olan tek şey onların arzuları ve görüşleridir.
• Kendini ortaya koyma korkusu,
• Başkalarının düşmanlığından ya da kendi içindeki düşmanlık duygularından korkma.
2. Yaşamın sorumluluğunu üstlenecek bir “eşe” duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Ağılık merkezi bütünüyle yaşama ilişkin beklentilerin tamamını yerine getirecek, iyiyi ve kötüye sorumluluğu üstlenecek bir “eşe” sahip olmaktır.
• “Sevgi” nin gözde büyütülmesi, çünkü “sevgi” nin bütün sorunları çözeceğine inanılır,
• Terk edilme korkusu,
• Yalnızlık korkusu,
3. Kendi yaşamını daracık alanlarla sınırlandırmaya yönelik nevrotik ihtiyaç:
• Başkalarından bir şey beklememe, az şeyle yetinme ve nesnel şeylere yönelik arzu ve hırsları sınırlandırma zorunluluğu,
• Silik ve ikinci planda kalma zorunluluğu,
• Var olan beceri ve potansiyellerin küçümsenmesi, en üstün değer alçakgönüllülüktür,
• Herhangi bir istekte bulunma korkusu,
• Taşkın arzulara sahip olma ya da bunları ortaya koyma korkusu,
Beklenebileceği gibi bu üç eğilim bir arada bulunur. Her üçü de zayıflığın benimsenmesini içerir.
4. Mantık ve önsezi yoluyla kendini ve başkalarını denetlemeye yönelik nevrotik ihtiyaç:
• Zeka ve mantığın her şeyi yapabilirliğine duyulan ihtiyaç,
• Coşkusal etkenlerin gücünün yadsınması ve bunların aşağılanması,
• Önsezi ve tahmin gücüne biçilen aşırı değer,
• Önsezi becerisine bağlanan başkalarından üstün üstün olma duyguları,
• Mantık gücünün nesnel sınırlarını algılama korkusu,
5. İradenin her şeyi yapabilirliğine inanmaya yönelik nevrotik ihtiyaç:
• İradenin büyülü gücüne duyulan inançtan kaynaklanan dayanıklılık duygusu,
• Arzuların engellenmesine gösterilen yalnızlık tepkisi,
• Salt iradenin sınırlarını algılama korkusu.
6. Başkalarını kullanmaya ve olası her yoldan onlardan yararlanmaya duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Başkalarını kullanma becerisine dayanan gurur,
• Kullanılma ve böylece aptal olma korkusu,
• Çwşitli sömürü odakları: para, görüşler, cinsellik, duygular.
7. Toplumsal alanda göze çarpmaya ya da saygınlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Her şey, sadece bunların saygınlık derecesine göre hesaplanır,
• Öz değerlendirme, bütünüyle toplumsal benimsenmenin yapısına bağlıdır,
• İster dış koşullar nedeniyle, ister içsel etkenler yüzünden saygınlığı yitirme korkusu.
8. Kişisel hayranlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Öze ilişkin imajın şişirilmesi (narsizm)
• Sahip olduğu ya da toplumsal yargıya sunulduğu şeylerden ötürü değil, kendi hayalinde olduğu şey (öz) ihtiyacı,
• Öz değerlendirme onun bu imajı gerçekleştirmesine ve başkalarının buna duyacağı hayranlığa bağlıdır,
• Kendisine duyulan hayranlığı yitirme korkusu.
9. Kişisel başarıya yönelik nevrotik hırs:
• Sunduğu ya da olduğu şeyle değil, etkinlikleriyle başkalarını geride bırakma ihtiyacı,
• Göze çarpma hayati bir önem taşır, bunun yokuğuna içerlenir,
• Başkalarını dize getirmeye yönelik yıkıcı eğilimleri vardır,
• Kendisini büyük işler başarma doğrultusunda acımasızca kamçılar,
• Başarısızlık ve küçük düşme korkusu.
10. Öz yeterliliğe ve bağımsızlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Hiç kimseye ihtiyaç duymama, hiçbir etkiye boyun eğmeme, ya da hiçbir şeye tutsak olma tehlikesini içeren hiçbir yakınlığa bağlanmama zorunluluğu,
• Tek güvenlik kaynağı insanlardan ayrılık ve mesafedir,
• Başkalarına ihtiyaç duyma, bağlanma, yakınlık, sevgi korkusu.
11. Kusursuzluğa ve yanılmazlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Acımasız kusursuzluk itkisi,
• Kusursuz olma nedeniyle başkaları karşısında duyulan üstünlük duyguları,
• Kendi içinde özürler bulma ya da hata yapma korkusu,
• Eleştirilme ya da suçlanma korkusu.
Dikkatli okuyan arkadaşlarım, sayılan bazı özelliklerin hemen herkeste olabilecek özellikler olduğunu fark etmişlerdir. Sanırım her şeyde olduğu gibi burada da dengeli olmak önem kazanıyor.
Zaten bir insanı etkileyen en önemli özellik karşıdakinin dürüst ve tutarlı olması imiş.
Keyifli günler diliyorum..
Çocuklar, doğdukları andan itibaren, her koşul altında çevrelerinden etkilenmeye açıktır. Önemli olan bu etkilerin çocuğun gelişimine olumlu katkılarda bulunmasıdır. Ancak yaşanan gerçekler, toplumumuzdaki kültür ve birikim farklılığının ileri boyutlarda olmasından ve toplumsal homojenliğin azlığından dolayı, çok çeşitli olan bu etkilerin, daha çok çocukların yetişkinlik yaşamlarını olumsuz etkiledikleri şeklindedir. Kaldı ki, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, hamilelik döneminden itibaren anne adayının ilgili devlet birimleri tarafından bilimsel anlamda takip edilmesi, ideal bir hamilelik sürecinin geçirilmesi, uygun bir beslenme tablosunun uygulanması, vb. önerilerde bulunulması da söz konusu değildir bizim ülkemizde.
Bunun sonucunda çocuk olumsuz birçok çevresel etken tarafından kuşatılmakta, bunlara karşı geliştirdiği ya da geliştiremediği savunma mekanizmaları sonucunda farklı nevrotik eğilimlere sahip olmaktadır. Nevrotik eğilimler derken kastedilen şey, sosyal olaylar karşısında takındığımız, bir tür davranış refleksleridir.
Kesin olan birinci gerçek, hiçbir sağlıklı anne-babanın çocuğunun kötülüğünü istemeyeceğidir. Ancak anne-babalar tüm iyi niyetlerine karşın, toplumsal yapımızdaki hakim kimi eğilimlerden ve otoriteye yatkın olan yönlerimizden dolayı, çocuğa mutlaka baskı uygulayarak büyütmekte, bu baskıya da aile terbiyesi ismini vererek bir tür savunma yapmaktadırlar.
Çocuk yetiştirme kültürümüze baktığımızda; çocuğa doğduğu andan itibaren;
• Boğucu bir sevgi uyguladığımızı,
• Buyurgan yapımızla zaman zaman çocuğu yıldırdığımızı,
• Anlamsız bir yüceltme uyguladığımızı,
• Herhangi bir seçim söz konusu olduğunda, DİĞERİNE KARŞI bizim tarafımızı tutmasının zorunlu olduğunu,
• Mutlaka çok başarılı olması gerektiğini,
• Aslında onun çok zeki olduğunu ama yeteri kadar çalışmadığı gibi argümanları sık sık duyarız.
Bunun sonucunda zavallı çocuk,
• Kendi varoluş hakkının bütünüyle ailesinin beklentilerinin gerçekleştirilmesinde,
• Onların değer ölçülerini ya da kendisi için besledikleri hırsları yerine getirmesinde,
• Saygınlıklarını artırmasında,
• Onlara körü körüne tapınmasında yattığına inanmaya itilmiş olabilir.
Elbette ki bunun sonucunda; çocuk, kendisinin de kendi haklarıyla ve kendi sorumluluklarıyla bir birey olduğunu algılamaktan alıkonmuş demektir. Aile ve çevrenin uyguladığı bu etkilerin çoğunlukla gizli ve örtülü olması bunların olumsuz etkilerini azaltmaz.
İşte tüm bunlar bir araya geldiğinde karşımıza çıkacak olan tablo aşağıdakilerden birisi olacaktır.
Sanırım burada büyük bir dürüstlükle, bizim neslimizin anne-babalarının da bu konularda eğitimsiz olduklarını, bizim de o sözü edilen ÇOCUKLAR gibi yetiştirildiğimizi kabul etmemiz gerekecektir..
1. Nevrotik sevecenlik ve onaylanma ihtiyacı:
• Başlarının beklentilerini yerine getirme,
• Ağılık merkezi bireyin kendi içinde değil, başkalarında yatar, önemli olan tek şey onların arzuları ve görüşleridir.
• Kendini ortaya koyma korkusu,
• Başkalarının düşmanlığından ya da kendi içindeki düşmanlık duygularından korkma.
2. Yaşamın sorumluluğunu üstlenecek bir “eşe” duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Ağılık merkezi bütünüyle yaşama ilişkin beklentilerin tamamını yerine getirecek, iyiyi ve kötüye sorumluluğu üstlenecek bir “eşe” sahip olmaktır.
• “Sevgi” nin gözde büyütülmesi, çünkü “sevgi” nin bütün sorunları çözeceğine inanılır,
• Terk edilme korkusu,
• Yalnızlık korkusu,
3. Kendi yaşamını daracık alanlarla sınırlandırmaya yönelik nevrotik ihtiyaç:
• Başkalarından bir şey beklememe, az şeyle yetinme ve nesnel şeylere yönelik arzu ve hırsları sınırlandırma zorunluluğu,
• Silik ve ikinci planda kalma zorunluluğu,
• Var olan beceri ve potansiyellerin küçümsenmesi, en üstün değer alçakgönüllülüktür,
• Herhangi bir istekte bulunma korkusu,
• Taşkın arzulara sahip olma ya da bunları ortaya koyma korkusu,
Beklenebileceği gibi bu üç eğilim bir arada bulunur. Her üçü de zayıflığın benimsenmesini içerir.
4. Mantık ve önsezi yoluyla kendini ve başkalarını denetlemeye yönelik nevrotik ihtiyaç:
• Zeka ve mantığın her şeyi yapabilirliğine duyulan ihtiyaç,
• Coşkusal etkenlerin gücünün yadsınması ve bunların aşağılanması,
• Önsezi ve tahmin gücüne biçilen aşırı değer,
• Önsezi becerisine bağlanan başkalarından üstün üstün olma duyguları,
• Mantık gücünün nesnel sınırlarını algılama korkusu,
5. İradenin her şeyi yapabilirliğine inanmaya yönelik nevrotik ihtiyaç:
• İradenin büyülü gücüne duyulan inançtan kaynaklanan dayanıklılık duygusu,
• Arzuların engellenmesine gösterilen yalnızlık tepkisi,
• Salt iradenin sınırlarını algılama korkusu.
6. Başkalarını kullanmaya ve olası her yoldan onlardan yararlanmaya duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Başkalarını kullanma becerisine dayanan gurur,
• Kullanılma ve böylece aptal olma korkusu,
• Çwşitli sömürü odakları: para, görüşler, cinsellik, duygular.
7. Toplumsal alanda göze çarpmaya ya da saygınlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Her şey, sadece bunların saygınlık derecesine göre hesaplanır,
• Öz değerlendirme, bütünüyle toplumsal benimsenmenin yapısına bağlıdır,
• İster dış koşullar nedeniyle, ister içsel etkenler yüzünden saygınlığı yitirme korkusu.
8. Kişisel hayranlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Öze ilişkin imajın şişirilmesi (narsizm)
• Sahip olduğu ya da toplumsal yargıya sunulduğu şeylerden ötürü değil, kendi hayalinde olduğu şey (öz) ihtiyacı,
• Öz değerlendirme onun bu imajı gerçekleştirmesine ve başkalarının buna duyacağı hayranlığa bağlıdır,
• Kendisine duyulan hayranlığı yitirme korkusu.
9. Kişisel başarıya yönelik nevrotik hırs:
• Sunduğu ya da olduğu şeyle değil, etkinlikleriyle başkalarını geride bırakma ihtiyacı,
• Göze çarpma hayati bir önem taşır, bunun yokuğuna içerlenir,
• Başkalarını dize getirmeye yönelik yıkıcı eğilimleri vardır,
• Kendisini büyük işler başarma doğrultusunda acımasızca kamçılar,
• Başarısızlık ve küçük düşme korkusu.
10. Öz yeterliliğe ve bağımsızlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Hiç kimseye ihtiyaç duymama, hiçbir etkiye boyun eğmeme, ya da hiçbir şeye tutsak olma tehlikesini içeren hiçbir yakınlığa bağlanmama zorunluluğu,
• Tek güvenlik kaynağı insanlardan ayrılık ve mesafedir,
• Başkalarına ihtiyaç duyma, bağlanma, yakınlık, sevgi korkusu.
11. Kusursuzluğa ve yanılmazlığa duyulan nevrotik ihtiyaç:
• Acımasız kusursuzluk itkisi,
• Kusursuz olma nedeniyle başkaları karşısında duyulan üstünlük duyguları,
• Kendi içinde özürler bulma ya da hata yapma korkusu,
• Eleştirilme ya da suçlanma korkusu.
Dikkatli okuyan arkadaşlarım, sayılan bazı özelliklerin hemen herkeste olabilecek özellikler olduğunu fark etmişlerdir. Sanırım her şeyde olduğu gibi burada da dengeli olmak önem kazanıyor.
Zaten bir insanı etkileyen en önemli özellik karşıdakinin dürüst ve tutarlı olması imiş.
Keyifli günler diliyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)